Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2016 Çarşamba

İstiklâl Marşı Düşmanları İle Birlikte Yürüdüğümüzün Ya Farkında Değilsek?

Gafiliz demektir. İnsan kiminle yürüdüğünün farkında olmaz mı hiç?

Para verip aldığınız dergilerin duruşu önemli midir sizce? Mesela bir derginin zihniyeti postmodern ise, İstiklâl Marşı'na düşman ise bir dergi, içinde PKK sempatizanı olanlar var ise, çok önemli isimlerin içini boşaltmaya çalışıyor ise bir dergi, o dergiyi alır mıydınız? Sağda solda reklamını yapar mıydınız?


Fotoshop olmadığının delili de; İzdiham alçaklığı için tıkla.
İstiklâl Marşı'nın değiştirilmesi teklifi ediyorsa birileri, o kişiler nasıl bakarsınız?''Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.''diye mısraları olan İstiklâl Marşı'mızdan rahatsız olanlarla aynı yolda yürümenin Türkiye aleyhine olduğunu hiç düşündünüz mü?

''Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl'' ve ''Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:'' mısralarından rahatsız oluyorlar. Çünkü ''ırk'' kelimesinin ''soy manasını taşıdığını düşünebilecek kadar gaflet içindeler. Tabi bu bizim tahminimiz, İstiklâl Marşı'nın daha pek çok yerinden rahatsız olabilirler. ''Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?'' diyor mesela, İstiklâl Marş'ından incinen bir zihniyet fedâ olabilir mi vatan uğruna? 



Mesela bir dergiyi ele alalım. İzdiham dergisi. İzdiham'ın ekibinde kürtçülerin olduğunu, devlet düşmanların olduğunu biliyor muydunuz? İzdiham son sayısında ne yaptı? Dergi takip edenleriniz bilirler. İsmet Özel'i kapağa taşıdı ve içini boşaltmaya çalıştı. Nasıl mı? İsmet Özel'in 35-40 kitabı var. İzdiham İsmet Özel'in fikriyatından hiç bahsetmeden, kapağa fotoğraf attı, derginin ortasına İsmet Özel'in popüler mısralarını, aforizmalarını koydu ve ''İsmet Özel bu kadar arkadaşlar fazla ileriye gitmeyin, Türkiye, Türklük, vatan millet takılmayın oralara...'' dedi bizlere.''İstiklâl Marşı'nı bir daha yazmalıyız'' diye düşünen bir zihniyet var karşınızda. ''Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın'' diyerek niyetini belli etmemiş miydi rahmetli Mehmet Akif Ersoy? Bu aynı zamanda bir duadır da farkındaysanız...

Bakın bir de utanmadan Mehmet Akif'i kullanabiliyorlar, bu adamlar arsız, bu adamlar değerlerimizin içini boşaltıyorlar hem de bu işi önemli adamlarımızı kullanarak yapıyorlar.



''İstiklâl Marşı sizi de incitmiyor mu?'' diye sağda solda yazıp okurlarına alttan alttan İstiklâl Marşı'nın sıkıntılı olduğu izlenimini ''yaratıp'', zihinlere yerleştirmeye çalışan bazı tiplerden oluşuyor İzdiham grubu, omurgasızlardan. Lütfen harçılığınızdan ayırıp aldığınız dergilerin zihniyetine, fikriyatına dikkat edin. Dergilerde kimler yazıyor, ne yazıyor nasıl yazıyor dikkat edin. Fikriyat, şahsiyet, düşünce, vatan millet önemli değil diyorsanız; coca cola alın, hamburger yiyin, izdiham alıp okuyun.

Güncelleme sonrası:

İzdiham dün rahmetli M. Akif'in yazıda da belirttiğimiz o sözünü; ''Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın'' diye twitlemek zorunda kalmıştır.


7 Ocak 2016 Perşembe

Türkiye’yi Bekleyen BÜYÜK Tehlike


Yunanistan 2012 Bulgaristan 2015 yıllarında neden Türkiye sınırına duvar örmeye başladı?
Yunanistan ve Bulgaristan’a duvar örülmesinin iki nedeni var bizim açımızdan;

1- Türkiye’yi AB’ye hiçbir zaman almayacaklar.
2- Afrika’dan ve Ortadoğu’dan gelecek göç dalgasına karşı Türkiye’yi tampon bölge olacak kullanacaklar.

Yunanistan 3 yıl önce 12.5 km uzunluğunda tel örgüden bir duvar inşa ederek, termik kameralarla kontrol altına almaya başlamıştı sınırını, sonra Bulgaristan da Türkiye sınırına duvar örme kararı aldı. Ekonomisi perişan halde olan bu iki ülkeye AB ve Dünya Bankası kredi veriyor bu duvarları inşa etmeleri için. Yunanistan’ın inşa edeceği duvar 4 milyon $ civarında.
Bulgaristan başbakanı Bojko Borisov gerçekleşen balkan zirvesinde üç ülkenin mültecilere karşı sınırlarını tümden kapatma kararı aldıklarını açıkladı.

Bulgaristan ile birlikte sınırlarını kapatan diğer iki ülke ise Sırbistan ve Romanya. Yunanistan İçişleri Bakanı Chrysochoidis, Türk-Yunan sınırında inşa edilen duvarın 3-4 ay içinde biteceğini belirtti.
NASA’nın yaptığı 2001 yılında yapmış olduğu açıklamaya göre Türkiye 2040 yılında çölleşiyor.
2001 yılının istatistiksel verilere göre, ülke yüzeyinden bir yılda yaklaşık 1.4 milyar ton toprak erozyon nedeniyle kaybediliyor. Sadece tarım alanlarından kaybedilen verimli toprak miktarı ise yaklaşık 500 milyon ton/yıl civarında bulunuyor. Bu topraklarla birlikte mineral ve organik madde de kaybediliyor.

Son 40 yılda ise Anadolu’da Van Gölü’nün yaklaşık üç katı büyüklüğünde, 1 milyon 250 bin hektarlık bir alan çölleşti. Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir’in 25 katı büyüklüğünde sulak alan yok oldu. Eğer böyle giderse 2055 yılında Türkiye tarım yapılamayacak hale gelecek. Haliyle Amerika’daki gibi insan yaşamının sürebilmesi için GDO’lu ürünlerin tüketiminin kaçınılmaz olduğu söylenmeye başlanacak. GDO’lu ürünler konusuna bu yazıda girmeyeceğim, o bir başka yazının konusu olacak.

Tarım yapabilmek için en az 40 santim kalınlığında toprağa ihtiyaç duyuluyor. Bu toprak  ise yaklaşık 20 bin yılda oluşuyor ve ne yazık ki bugün erozyon sonucu Türkiye’nin tarım toprak katmanı artık sadece 20 santim. Bu 1950’den bu yana uygulanan yanlış tarım ve sulama politikalarının bir sonucu. 12 bin yıldır tarım yapılan bu topraklarda 11 bin 940 yıl toprak kaybedilmemiş, ama son 60 sene içinde endüstriyel tarım sebebiyle tarım toprağımızın yarısını kaybetmiş durumdayız. Böyle gidersek 2055’te Türkiye’de ne buğday yetiştirebileceğiz ne de armut. Buğday olmazsa ekmek olmaz ama armut olmazsa da olur tabi.
Bu durum yanlış tarım politikaları sonucu gelinen nokta. Bir de doğanın kendisinin yol açtığı olumsuzluklar var. Buna ‘’Küresel Isınma’’ diyorlar. Tarım topraklarımızın yok oluşunun farkına varamayız belki ama sıcaklıklar her yıl artıyor, bunun farkındayız. Türkiye’de durum böyle de Orta doğu ve Afrika’da çok mu farklı? Zaten adamlar yanıyor, hava ısısının artışı doğal olarak en çok oraları etkiliyor.

Peki Türkiye çöl olma yolunda emin adımlarla ilerlerken Afrika’ya ne mi olacak?
Afrika yaşanmaz hale gelecek. Bu sebeple kitlesel bir göç dalgası yaşanacak güneyden kuzeye... Ve geçiş noktası da Türkiye olacak. Yani sadece kuraklık ve kıtlıkla değil, bir de göçle mücadele etmek zorunda kalacağız ortada. Avrupa Birliği sınırlarına duvar çekmeye başladı.  Frontex adında bir örgüt kuruldu 2005 yılında. Bu örgütün emriyle her gece İspanya donanmasına ait bir gemi Atlantik Okyanusu’na, bir gemi de Akdeniz’e açıldığı söyleniyor ve Afrika’dan gelen göçmen kayıklarını kovalıyor. Buldu mu ne mi yapıyor? Buldu mu ne yapıyor tartışmasına 2005 yılında medeni İngiltere ‘Batırsın’ yanıtını veriyor...


Mülteciler Avrupa’ya göç yolu bulamayınca Türkiye’ye yönelecekler. Türkiye’de n başka gidecekler yerleri yok, Türkiye’den başka onlara kapısını açacak bir ülke yok. Bizim barındırmamız ve beslememiz gerekecek, zira Cenevre Anlaşması’na göre en az altı ay bu göçmenlere bakmak zorundayız.

Türkiye’de ortalama 1.5-2 derecelik bir ısı artışı bekleniyor 2055 yılına kadar, Marmara ve Karadeniz kıyıları dışında tarım yapmak mümkün olmayacak. Türkiye zaten tarım arazilerinin yüzde 50’sini kaybetmiş durumda. Erozyon bu hızla sürerse, ‘’küresel ısınma’’nın da etkisiyle 40 yıl sonra Türkiye’de tarım toprağı kalmayabilir. Çünkü ortalama 2 derecelik bir ısı artışıyla tahıl üretimi ortadan kalkıyor. Peki neresi tarım için elverişli hale geliyor? Kaçmayı düşünenler için söyleyeyim; Sibirya. Sibirya’da iklimde 2 ile 4 derece artış olacak. Yani bugünkü Sibirya geleceğin tarım alanları olarak öngörülüyor. 2065’te Afrika hiç yaşanamayacak bir kıta gibi görünüyor. 2095’te ise Afrika tümüyle terk edilmiş bir kıta olmak zorunda kalacağı söyleniyor araştırmalar sonucunda. Dünya genelinde insan müdahalesi sonucu 48 milyon kilometrekare tarım arazisi çölleşmiş. 110 ülke çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Zaten uluslar arası alanda tanınan 194 ülke var, yarısı çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya.

BM’nin  İklim Paneli’nin hazırladığı 2025 ve 2035 yılı ısınma haritalarına Afrika açısından bakacak olursak aşağı yukarı 1.5-2 derecelik bir ısı artışı olacak. Bugün hâlâ Sudan’da Güney Darfur’da ve Batı Afrika’da bazı bölgelerde tarım yapılabiliyor ama çok kısa bir zaman sonra 2035’te yani 20 yıl sonra tarım için elverişli olmayacağı öngörülüyor.

1.5 – 2 derecelik ısı artışıyla böyle şey mi olur canım? Bak din kardeşim; Şu anda dünyanın yaz-kış, gece-gündüz ısı ortalaması 16 derece. 1.5 derecelik bir ısı artışı dendiğinde, bu ortalama ısının 1.5 derece artacağı anlamına geliyor. Orta yaz ısısı olarak ele alındığında gündüz 8-10 derecelik bir artış anlamına gelir ki, bu da kavurucu, çöl sıcakları demektir. Yani Suudi Arabistan sıcaklarını biz burada yaşayacağız Türkiye’de. Yani bu da Türkiye’nin güneyinde artık tarım yapılamayacağı anlamına gelir. Türkiye’de Akdeniz kıyılarında yaşanan sıcaklıklar ise Karadeniz kıyılarına kayacağı ön görülüyor.


Raporlara göre dünyada yaklaşık 1 milyar civarında aç insan var. Biliyoruz ki bunların yaklaşık 950 milyonu Afrika ve Asya’da yaşıyor. ‘’Küresel ısınma’’ sonucu açlık daha da artarsa buradaki insanlar göç  etmek mecburiyetinde kalacaklardır. Peki nereye? Sömürü sonucunda zenginleşmiş yamyam Batı’ya!

Avrupa’ya göç etmenin yolları şu şekilde:

1- Kuzey Afrika’dan İtalya ve Malta’ya: Bu güzergâh, 2013’ten beri AB’ye kaçak göçün ve mülteci akınının merkezlerinden. Daha çok Sahra altı Afrika ülkeleri, Libya, Suriye ve Irak’tan kaçanlar kullanıyor. Frontex’e göre geçen yıl 170 bin 800 göçmen bu güzergâhı kullandı, bu yıl 1 milyona yakın göçmen bekleniyor.

2-Türkiye’den Yunanistan ve Bulgaristan’a: Midilli, Sakız, Kos ve Samos adaları başta, Türkiye kıyılarına yakın Yunan adaları göçmenlerce en çok kullanılan güzergâh. Çoğunluğunu Suriyeli, Iraklı, Afgan ve Somalili göçmenler oluşturuyor. Yunanistan’a ulaşanların büyük bir kısmı buradan Sırbistan’a ve Macaristan’a, oradan da Almanya başta Batı Avrupa ülkelerine göç ediyorlar.

3- Kuzey Afrika’dan İspanya’ya: Bu güzergâhı kullananların büyük çoğunluğu; Fas sınırında İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı olan Ceuta ve Melilla’dan yola çıkıp Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İspanya’ya ulaşıyorlar.

Dünya şöyle bir meseleyle karşı karşıya; Cenevre Anlaşması’na göre göç eden bir mülteci en az 6 ay süreyle beslenmek, barındırılmak zorunda ve bu 6 ayın sonunda geldiği ülkedeki yaşam koşulları elverişli değilse asla geri gönderme şansınız yok. Yani açlık dolayısıyla bir insan göç etmiş, mülteci olmuşsa kesinlikle sınır dışı edemiyorsunuz. Cenevre Protokolü bunu söylüyor. Bu, AB ülkeleri için de geçerli tabi sadece bizim için geçerli değil. Örneğin Libya’dan İtalya’ya bir mülteci gelmişse, onu sadece İtalya değil, tüm AB ülkeleri beslemek ve barındırmakla yükümlü. En azından barınma ve beslemek zorunda. Euro Asia’nın 2011 raporuna göre, önümüzdeki birkaç yıl içinde Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya 1 milyon insanın göç etmesi bekleniyordu.  Zaten bütün bunları yaşanacağı çok önceden bilindiği için adamlar AB içinde bir örgüt kuruyor. Örgütün adı: Frontex. Frontex AB’nin dış sınırlarını korumak için 2005 yılında kurulmuş bir örgüt. 2005 yılında bu örgüt kurulduğunda, Strasbourg’ta yapılan toplantıda Frontex polisleri, “Biz göçmen kayıklarıyla karşı karşıya gelirsek ne yapalım” diye sorduğunda İngiltere “Batıralım” yanıtını verdiği söyleniyor. Medeni diye övünen sömürücü yavşak AB,  mültecilere bu gözle bakıyor. Fransa’daki o patlamalar silahlı saldırılar boşuna yapılmadı. Bu saatten sonra İngiltere’ye, Fransa’ya, İtalya’ya, Belçika’ya, Almanya’ya kim alacak gariban göçmenleri? Devletler zoraki alsa bile görecekleri muameleleri kestirebilecek hayal gücüne Yılkı alan herkes sahiptir zaten söylemeye gerek bile yok.
Tabi şöyle bir şey de var; bugün Afrika’da küresel ısınmaya bağlı açlık olmasının sebebi, son 200 yıldır kuzey yarıkürenin yani Amerika’nın ve Avrupa’nın endüstrileşmesidir. Yani bugün göçmen kayıklarını batıralım kararını alanlar o insanların zaten göçmesine neden olmuş ülkelerdir. Eğer endüstrileşme sonucu ‘’küresel ısınma’’nın etkisi bu kadar olmasaydı Afrikalılar da kendi topraklarını terk etmek zorunda kalmayacaktı. Sanayileşmeyle birlikte 19. yüzyılda ağırlıklı olarak kömür kullanıldı. Daha sonra da yine bir fosil yakıt olan petrolün kullanılmasıyla atmosfere salınan karbondioksit miktarı ciddi şekilde arttı. Bu konunun uzmanları ‘’küresel ısınma’’nın başlıca nedeni olarak karbondioksit salınımının olduğunu söylüyorlar.
Geçen sene toplam 22 bin "düzensiz göçmen kurtarılırken" bu sayı bu yılın daha ilk 7 ayında 27 bine ulaşmış. Havaların daha da ısındığı ve seyahatin kolaylaştığı Temmuz ayında bu sayı 10 bin olduğu söyleniyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerine göre savaş, çatışma, işkence ve kötü muamele nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan insan sayısı 2014 yılı sonu itibarıyla tüm dünyada 59 milyonu aştı. Avrupa Birliği’nin (AB) sınır kontrolünü yapan örgüt Frontex’e göre de 2015 yılının ilk altı ayında Avrupa’ya giriş yapan göçmen sayısı geçen yıla kıyasla yüzde 149 oranında artarak 153 bine ulaşmış durumda. O duvarları boşuna örmediler. O bambalar boşuna patlamadı Fransa’da. İngiltere de bile patlar o bombalar. Bir de Rusya’da patlarsa…

Yılkı Dergisinin 6. sayısında yayınlanmıştır.*

26 Kasım 2013 Salı

Federal Devlet, Konfederal Devlet, Başkanlık Sistemi

Federal Devlet neyin nesidir? Başkanlık sistemi gelecek mi, gelirse neler olabilir?
Gündemden düştü mü Başkanlık sistemi, düştü gibi gözüküyor mu yoksa?

Artık hepimizin bildiği gibi bazı şeyler yavaş yavaş, medya  yoluyla empoze edilerek ve magazin&eğlence ve dizilerle uyutularak yapılıyor.
Mesela şimdi çıkıp sorsam Türkiye'de sivillere yönelik yapılmış son 3 büyük saldırı hangisidir diye bir çoğunuz buna cevap veremez. Hepimiz Hatay saldırısını hatırlarız ama bir öncekini hatırlayan olmayacaktır. Olsa bile ''bir kaç Mehmet'' hatırlar.
Kimseyi küçümsemek amaçla söylemiyorum, yaşadığınız hayat buna el vermiyor sadece, neye el vermiyor? Hatırlamanıza.
Gelelim konumuza.

Federal Devletin temelleri yaklaşık 6-7 yıldır Türkiye'de atılmaktadır.
Küresel güçler dünyaya bu sistemi dayatmaktadır ve bu sistemi kabul etmek içinde tabi ki altyapının hazırlanması gerekmektedir.
AK Parti ile birlikte Türkiye'de bu alt yapı hazırlandı.
En basitinden geçen yıl değiştirilen yeni belediye yasasını örnek olarak verebiliriz.
Trabzon'da Başbakan Erdoğan'ın ''Başkan Erdoğan'' pankartları ve afişleri ile karşılanması tabi ki halkın kendi iradesi ile olmuş bir şey değildi.
Her şey ama her şey planlı ve programlı bir şekilde ilerliyor. Onlarca örnek sıralayabilirim burada fakat o kadar vaktim yok.
Neyse, federal devlete gelelim.

''Federasyon, coğrafî yapılarına göre oluşmuş birden fazla devletin kendi istekleriyle bir araya gelerek dışarıya karşı tek bir siyasal güç olarak görülmeleri ve bu amaçla kurdukları örgütün, kendisini oluşturan devletlerin üzerinde olması; iç işlerinde ise, gene aralarındaki anlaşmaya göre geniş veya dar ölçüde özerk olmaları ile oluşan topluluk.

Federal devlet bu anlamda iç yapıları itibariyle özerk olan devletlerin (federe devlet) oluşturduğu siyasi bir birliktir. Federe devletlerin her biri kendi ülkesine, anayasasına sahip iken diğer devletlerle olan ilişkilerin düzenlenmesinde yetki federal devlete aittir. Bununla birlikte federe devletlerin içinde kendi yasama, yürütme ve yargı organları da vardır.'' Wikipedia'da kısaca durumu bu şekilde anlatmış.

Birden çok devletin bir araya gelmesiyle oluşan devlet türüdür de diyebiliriz.
Federasyon veya konfederasyon olarak iki gruba ayrılıyor.
Bu bunları açıklamak biraz uzun sürer ama kısacası;
Federasyonlar (federal devletler), iç  egemenliklerini korumakla birlikte, dış egemenlikleri bakımından tek bir devlet gibi davranan devletlerin bir araya gelmesiyle kurulurlar. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki her federal devletin kendine özgü yapısı olabilir. Federe devletlerle federasyon arasındaki ilişkiler, yetki paylaşımı farklı özellikler gösterebilir. Amerika Birleşik Devletleri, Federal Almanya, İsviçre federal devlet yapısının tanınmış örnekleridir diyebiliriz.
Konfederasyon ise üye devletlerin uluslararası egemenliklerine müdahale etmeyen; örneğin savunma gibi bazı sınırlı konularda ve alanlarda ortak herakat eden devletler topluluğudur. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra oluşturulan Bağımsız Devletler Topluluğu bir konfederasyon örneğidir.
Mesela; 4-5 yıl önce ayrılan Sırbistan ve Karadağ federal devletti.

Yeşil alan; Federal Devletler
Mavi alan; Üniter Devletler.
20-30 yıl sonra daha da yeşerecek bu harita.
Mısır, Libya, Türkiye, Tunus, Afganistan vs yeşerebilir mesela.

Dünya genelinde Temmuz 2011 itibariyle 28 adet federal devlet vardır.
Bunlardan bazıları;
ABD
Almanya
Arjantin
Avustralya
Avusturya
Belçika
Birleşik Arap Emirlikleri
Bosna Hersek
Brezilya
Çin Halk Cumhuriyeti
Etiyopya
Hindistan
Güney Afrika Cumhuriyeti
Irak
İspanya
İsviçre
Kanada

ABD'nin Irak'ı işgali neticesinde Irak'ın kuzeyinde oluşturulmuş ABD destekli özerk yapı yakında bağımsızlığı ilan edecek ve ilk tanıyan ülkeler ABD, İsrail, Türkiye olacak böyle giderse. Ayrıca BM tarafından da tanınacaktır.
Sonraki yıllarda NATO'ya da girerler. NATO'ya girmiş olmasının ne manaya gireceğini de bilen bilir zaten.
Bilmeyenler için; NATO üyesi bir devlete dışarıdan saldırı geldiği zaman bütün NATO üyeleri bir olur ve o saldırıya uğrayan ülkeye yardım eder.
Yani; Kürdistan'a ne bizim saldırma ihtimalimiz olur çünkü NATO'ya alınacaktır koruma amaçlı. nede bir NATO üyesi diğer NATO üyesine saldırabilir. Tarihte örneği var mı bilmiyorum, bu konuda bir araştırma yapmış değilim.

Güya Barzani'li ''Kürdistan'' ile Türkiye kardeş ülke olacak.
Kuzey Irak'tan petrol gelecek, şu kadar para akacak, ekonomiye şu kadar etkisi olacak mavalları ile uyumaya devam, durmak yok hemde.
Senaryolardan bazıları ve görünen tehlikeler bunlardır.

Türkiye ya yok olacak ya da büyüyerek yoluna devam edecek. Bundan daha küçük bir TÜRKİYE hayal edilemez.