Yılkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yılkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2016 Pazar

İzdiham'ı Niçin Sevmiyoruz?

Niçin sevelim? Omurgasız, vatan olgusu olmayan, kürtçülük yapan, Türkiye diye bir derdi olmayan adamları nasıl sevelim? Bu vatanın her türlü nimetinden istifade edip bu topraklara ihanet edenleri savunan insanların propagandasını yapan insanları sevmek mümkün müdür? İsmet Özel demiyor muydu; ''Bana ne Türkiye''den diyen dinden çıkmıştır diye? ''Bana ne Türkiye'den?'' demek ile Türkiye aleyhine çalışmak arasından evet fark var fakat hizmet edilen yerin Türkiye olmadığı aşikâr.

''İstiklâl Marşı sizi de incitmiyor mu?'' sözünü soran bir okuyucuya verilen cevaba bakar mısınız?

Akıllarına şehidler geliyormuş. Bakın bu takiyyeden başka bir şey değildir. İstiklâl Marşı'nın mısraları eğer bir adamın canını acıtıyorsa o adam bu ülkede, bu topraklarda kürtçülük yapamaz. Onurlu olur, haysiyetli olur, bu vatana ihanet etmez. ''Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır atanı'' mısrasına sadık kalır.

İzdiham twitter hesabından son zamanlarda İstiklâl Marşı mısralarını, Hz. M. Akif'in sözlerini twitlemeye başladı. Muhsin Yazıcıoğlu'nu bile anmışlar, inanılmaz güya! Fakat bakın, yıllar önce Antalya'da, bilet alıp kendisini dinlemeye gelen dinleyicilerinin karşısına sarhoş bir şekilde çıkan, PKK paçavralarının gölgesinde konsere çıkan, dinleyicisine dahi saygısı olmayan bir PKK sempatizanını savunmasına ne diyeceksiniz?


Bu PKK sempatizanı bir başka konserinde ''kürdüz ölene kadar, kürdüz ölene kadar vallahi ''barış''ı özledik, kürdüz ölene kadar, kürdüz sonuna kadar vallahi APO'yu özledik...'' diyen bir adam. Bebek katilini özlemekten bahseden bir adamın bir ''edebiyat dergisi'' tarafından savunulmasından bahsediyorum güzel kardeşlerim. Hatta bu PKK sempatizanı Ahmet Kaya'nın eşi ile bu dergi röportaj yapıp Ahmet Kaya güzellemesi yapabiliyor, anlıyor musunuz? Yalan söylemiyoruz, buyurun videoyu dinleyiniz...


''Ama Ahmet Kaya başörtüsünü savundu!'' Demokratik bir hak olduğu için savundu. Şuan TBMM'de başı kapalı HDPKK vekili yok mu? Geçelim arkadaşlar. PKK sempatizanı Ahmet Kaya tesettürü savunmadı, savunduğu başörtüsünü de zaten dini bir vecibe olduğunu düşündüğü için savunmuyordu. Bugün birilerinin ''özgürlük, kardeşlik, barış'' naraları atması gibi o da geçmişte aynısını yapıyordu. Günümüzün HDP zihniyetinden hiçbir farkı yok. Şuan yaşasaydı HDPKK'yı savunmayacak mıydı sanıyorsunuz? Elbette savunacaktı. Yaşı küçük olanların, 90'lı yılları hatırlamayanların bu konulardaki bilgisi eksik olabilir fakat PKK sempatizanı Ahmet Kaya son 4-5 yılda cilalandığı gibi biri değildir. Marksist, solcu, bugün ''özgürlük, barış ve kardeşlik'' naraları atan HDPKK zihniyetinden hiçbir farkı olmayan bir adamdır. Medyanın ve popüleriteye sahip birilerinin sürdüğü cilayı kazıdığınız zaman altından HDP'li Sırrı Sakık ya da Sırrı Süreyya çıkar.

Hem Ahmet Kaya güzellemesi yapan hangi zihniyet Muhsin Yazıcıoğlu'nu sevebilir? Türk-İslâm davası olduğunu söyleyen şehid Muhsin Başkan'ı güzel bir şekilde anmaları huminst görünmelerinden ve iki yüzlülüklerinden kaynaklanmaktadır. Aldanmayalım. Bunlar takiyyeyi iyi yaparlar.

Twitter hesabından defalarca Ahmet Kaya güzellemesi yaptılar. Kaypak ve cıvık ve omurgasız tavırlarla sempatik bir imaj çizdiler kendilerine. Evet kaypak olanlar, cıvık olanlar, kürtçü olanlar, PKK sempatizanı olanlar, kendilerine ''ben dünya vatandaşıyım'' diyenler, Türk Vatanı gibi bir derdi olmayanlar İzdiham ekibini destekleyebilirler. Biz de onlara tavrımızı koyarız. Fakat Türkiye diye bir derdi olan, milli ve yeri düşünen kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın bu zihniyete sahip çıkmasını yadırgıyor ve kınıyoruz.




Ahmet Kaya solcu değilmiş, insanmış. Filistinli masum bebekleri öldüren İsrailliler de, Iraklı çocukları yetim bırakan Amerikalılar da insan. PKK'lılar da insan yani. Dedik ya hümanist ağzı kullanarak insanları tavlamaya çalışıyorlar. Klasik solcu ağzıdır bu bilenler zaten bilirler.


Daha evvel dediğimiz gibi, bu zihniyetin vatan anlayışı yok. Siyasetin işleyişinin farkında bile değiller. İran tehlikesinin farkında bile değiller. Neymiş efendim Kürtler pasaportsuz turistik gezi yapacakmış. Niye yapamıyorlarmış falan... Edebiyat dergisinin hesabı mı, 15 yaşındaki bir ergen hesabı belli değil. Neyse devam edelim...


Zaten omurgalı, haysiyetli bir insan için, şehid oğlu olan bir insan için yukarıdaki gördüğünüz şey İzdiham'ı sevmemek için yeterli bir sebeptir.



Şu yukarıdaki twitleri atan kişi bir şizofren olmalı, başka bir açıklaması olamaz. Yani bunları gibi daha bir sürü twitleri var arkadaşlar. Görünen tablo budur. 2 saat uğraştık şu görselleri hazırlamak için, yazıyı yazmak için. Kimsenin para verdiği yok bu yazıyı yazıyoruz uğraşıyoruz diye. Sadece İzdiham'ın zihniyetinin farkında olun istedik hepsi bu. Yukarıdaki arkadaşın rahatsızlığını tespit eden ilk üç kişiye ülker çikolatalı gofret hediye edeceğim.

Aklı olan görüyor zaten. Pek çok insan bizzat benimle ve çevremdeki insanlarla İzdiham hakkında görüşlerini paylaştı. Bazı şahıslarla ilgili gelen şikayetler de oldu fakat ben şahıslarla ilgilenmiyorum. Benim ilgilendiğim bu derginin zihniyeti ve durduğu yerdir.


Her şey ortada. İzdiham'ı sevmemek için gerekli sebeplerimizin bazıları bunlardır. Gerisi size kalmış arkadaşlar. 
Allah yâr ve yardımcınız olsun.

28 Ocak 2016 Perşembe

Sorun Tesbiti


‘’Bizim zamanımızda’’ diyerek söze başlamıştı ihtiyar,
Kızıl gök laciverte koşarken türküler söylenir,
Kadınlar ekini iştahla biçerler,
Selâmladığı toy kuşlar sonbaharı getirirmiş.
Uykularına cenk masallarıyla dalıp;
Kılıç kuşanıp dörtnala düşman kovalarmış rüyalarında,
Bense doksan artılarda takımı kurtaran golü atıyorum
Burada bir sorun var.

Çinlileri öldürecek kadar mermi yoksa cebimde
Burada bir sorun var.
Yalan söylüyorsam şaka da olsa
Annem hiç gülümsemiyorsa
Bir işe giremediysem hâlâ
Bir sigara daha yakıyorsam
Burada bir sorun var.

Beni bekleyen hayat için hayırlısı diye başlayan cümleler kuruyor annem,
Bütün ihtimalleri cebime koymak vaktimi alsa da
Benim payıma hep âmin demek düşüyor.
Burada bir sorun yok.

Gece gündüzü taklit ediyor
Burada bir sorun var.
Yağmur yağdığında asfalt kokuyor ve beton
Burada da.
Aradığımız kişi bir başkasıyla görüşüyorsa
Yalnız kaldırımlar sana eşlik ediyorsa
Yetersizse bakiye ve otobüsteki herkes düşmanınsa
İçindeki çocuk kanayan yaraların müsebbibini kınayan adamlardan
Bir medet umuyorsa hâlâ
Burada bir sorun var.

‘’Sen mi kurtaracaksın bu memleketi’’ diyor yanımdaki arkadaş
Elimi çeneme koyup uzaklara dalıyorum
Burada bir sorun var.
Münker ve Nekir rüşvet kabul etmez dediğimde
İmamın aforoz eden bakışlarına maruz kalıyorum
Burada da.

Çocuklara masraf gözüyle bakılıyorsa,
Neşe değilse,
Umut değilse,
Bereket değilse çocuklar,
Susmak hiçbir şeyi değiştirmiyorsa,
Burada bir sorun var.




7 Ocak 2016 Perşembe

Türkiye’yi Bekleyen BÜYÜK Tehlike


Yunanistan 2012 Bulgaristan 2015 yıllarında neden Türkiye sınırına duvar örmeye başladı?
Yunanistan ve Bulgaristan’a duvar örülmesinin iki nedeni var bizim açımızdan;

1- Türkiye’yi AB’ye hiçbir zaman almayacaklar.
2- Afrika’dan ve Ortadoğu’dan gelecek göç dalgasına karşı Türkiye’yi tampon bölge olacak kullanacaklar.

Yunanistan 3 yıl önce 12.5 km uzunluğunda tel örgüden bir duvar inşa ederek, termik kameralarla kontrol altına almaya başlamıştı sınırını, sonra Bulgaristan da Türkiye sınırına duvar örme kararı aldı. Ekonomisi perişan halde olan bu iki ülkeye AB ve Dünya Bankası kredi veriyor bu duvarları inşa etmeleri için. Yunanistan’ın inşa edeceği duvar 4 milyon $ civarında.
Bulgaristan başbakanı Bojko Borisov gerçekleşen balkan zirvesinde üç ülkenin mültecilere karşı sınırlarını tümden kapatma kararı aldıklarını açıkladı.

Bulgaristan ile birlikte sınırlarını kapatan diğer iki ülke ise Sırbistan ve Romanya. Yunanistan İçişleri Bakanı Chrysochoidis, Türk-Yunan sınırında inşa edilen duvarın 3-4 ay içinde biteceğini belirtti.
NASA’nın yaptığı 2001 yılında yapmış olduğu açıklamaya göre Türkiye 2040 yılında çölleşiyor.
2001 yılının istatistiksel verilere göre, ülke yüzeyinden bir yılda yaklaşık 1.4 milyar ton toprak erozyon nedeniyle kaybediliyor. Sadece tarım alanlarından kaybedilen verimli toprak miktarı ise yaklaşık 500 milyon ton/yıl civarında bulunuyor. Bu topraklarla birlikte mineral ve organik madde de kaybediliyor.

Son 40 yılda ise Anadolu’da Van Gölü’nün yaklaşık üç katı büyüklüğünde, 1 milyon 250 bin hektarlık bir alan çölleşti. Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir’in 25 katı büyüklüğünde sulak alan yok oldu. Eğer böyle giderse 2055 yılında Türkiye tarım yapılamayacak hale gelecek. Haliyle Amerika’daki gibi insan yaşamının sürebilmesi için GDO’lu ürünlerin tüketiminin kaçınılmaz olduğu söylenmeye başlanacak. GDO’lu ürünler konusuna bu yazıda girmeyeceğim, o bir başka yazının konusu olacak.

Tarım yapabilmek için en az 40 santim kalınlığında toprağa ihtiyaç duyuluyor. Bu toprak  ise yaklaşık 20 bin yılda oluşuyor ve ne yazık ki bugün erozyon sonucu Türkiye’nin tarım toprak katmanı artık sadece 20 santim. Bu 1950’den bu yana uygulanan yanlış tarım ve sulama politikalarının bir sonucu. 12 bin yıldır tarım yapılan bu topraklarda 11 bin 940 yıl toprak kaybedilmemiş, ama son 60 sene içinde endüstriyel tarım sebebiyle tarım toprağımızın yarısını kaybetmiş durumdayız. Böyle gidersek 2055’te Türkiye’de ne buğday yetiştirebileceğiz ne de armut. Buğday olmazsa ekmek olmaz ama armut olmazsa da olur tabi.
Bu durum yanlış tarım politikaları sonucu gelinen nokta. Bir de doğanın kendisinin yol açtığı olumsuzluklar var. Buna ‘’Küresel Isınma’’ diyorlar. Tarım topraklarımızın yok oluşunun farkına varamayız belki ama sıcaklıklar her yıl artıyor, bunun farkındayız. Türkiye’de durum böyle de Orta doğu ve Afrika’da çok mu farklı? Zaten adamlar yanıyor, hava ısısının artışı doğal olarak en çok oraları etkiliyor.

Peki Türkiye çöl olma yolunda emin adımlarla ilerlerken Afrika’ya ne mi olacak?
Afrika yaşanmaz hale gelecek. Bu sebeple kitlesel bir göç dalgası yaşanacak güneyden kuzeye... Ve geçiş noktası da Türkiye olacak. Yani sadece kuraklık ve kıtlıkla değil, bir de göçle mücadele etmek zorunda kalacağız ortada. Avrupa Birliği sınırlarına duvar çekmeye başladı.  Frontex adında bir örgüt kuruldu 2005 yılında. Bu örgütün emriyle her gece İspanya donanmasına ait bir gemi Atlantik Okyanusu’na, bir gemi de Akdeniz’e açıldığı söyleniyor ve Afrika’dan gelen göçmen kayıklarını kovalıyor. Buldu mu ne mi yapıyor? Buldu mu ne yapıyor tartışmasına 2005 yılında medeni İngiltere ‘Batırsın’ yanıtını veriyor...


Mülteciler Avrupa’ya göç yolu bulamayınca Türkiye’ye yönelecekler. Türkiye’de n başka gidecekler yerleri yok, Türkiye’den başka onlara kapısını açacak bir ülke yok. Bizim barındırmamız ve beslememiz gerekecek, zira Cenevre Anlaşması’na göre en az altı ay bu göçmenlere bakmak zorundayız.

Türkiye’de ortalama 1.5-2 derecelik bir ısı artışı bekleniyor 2055 yılına kadar, Marmara ve Karadeniz kıyıları dışında tarım yapmak mümkün olmayacak. Türkiye zaten tarım arazilerinin yüzde 50’sini kaybetmiş durumda. Erozyon bu hızla sürerse, ‘’küresel ısınma’’nın da etkisiyle 40 yıl sonra Türkiye’de tarım toprağı kalmayabilir. Çünkü ortalama 2 derecelik bir ısı artışıyla tahıl üretimi ortadan kalkıyor. Peki neresi tarım için elverişli hale geliyor? Kaçmayı düşünenler için söyleyeyim; Sibirya. Sibirya’da iklimde 2 ile 4 derece artış olacak. Yani bugünkü Sibirya geleceğin tarım alanları olarak öngörülüyor. 2065’te Afrika hiç yaşanamayacak bir kıta gibi görünüyor. 2095’te ise Afrika tümüyle terk edilmiş bir kıta olmak zorunda kalacağı söyleniyor araştırmalar sonucunda. Dünya genelinde insan müdahalesi sonucu 48 milyon kilometrekare tarım arazisi çölleşmiş. 110 ülke çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Zaten uluslar arası alanda tanınan 194 ülke var, yarısı çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya.

BM’nin  İklim Paneli’nin hazırladığı 2025 ve 2035 yılı ısınma haritalarına Afrika açısından bakacak olursak aşağı yukarı 1.5-2 derecelik bir ısı artışı olacak. Bugün hâlâ Sudan’da Güney Darfur’da ve Batı Afrika’da bazı bölgelerde tarım yapılabiliyor ama çok kısa bir zaman sonra 2035’te yani 20 yıl sonra tarım için elverişli olmayacağı öngörülüyor.

1.5 – 2 derecelik ısı artışıyla böyle şey mi olur canım? Bak din kardeşim; Şu anda dünyanın yaz-kış, gece-gündüz ısı ortalaması 16 derece. 1.5 derecelik bir ısı artışı dendiğinde, bu ortalama ısının 1.5 derece artacağı anlamına geliyor. Orta yaz ısısı olarak ele alındığında gündüz 8-10 derecelik bir artış anlamına gelir ki, bu da kavurucu, çöl sıcakları demektir. Yani Suudi Arabistan sıcaklarını biz burada yaşayacağız Türkiye’de. Yani bu da Türkiye’nin güneyinde artık tarım yapılamayacağı anlamına gelir. Türkiye’de Akdeniz kıyılarında yaşanan sıcaklıklar ise Karadeniz kıyılarına kayacağı ön görülüyor.


Raporlara göre dünyada yaklaşık 1 milyar civarında aç insan var. Biliyoruz ki bunların yaklaşık 950 milyonu Afrika ve Asya’da yaşıyor. ‘’Küresel ısınma’’ sonucu açlık daha da artarsa buradaki insanlar göç  etmek mecburiyetinde kalacaklardır. Peki nereye? Sömürü sonucunda zenginleşmiş yamyam Batı’ya!

Avrupa’ya göç etmenin yolları şu şekilde:

1- Kuzey Afrika’dan İtalya ve Malta’ya: Bu güzergâh, 2013’ten beri AB’ye kaçak göçün ve mülteci akınının merkezlerinden. Daha çok Sahra altı Afrika ülkeleri, Libya, Suriye ve Irak’tan kaçanlar kullanıyor. Frontex’e göre geçen yıl 170 bin 800 göçmen bu güzergâhı kullandı, bu yıl 1 milyona yakın göçmen bekleniyor.

2-Türkiye’den Yunanistan ve Bulgaristan’a: Midilli, Sakız, Kos ve Samos adaları başta, Türkiye kıyılarına yakın Yunan adaları göçmenlerce en çok kullanılan güzergâh. Çoğunluğunu Suriyeli, Iraklı, Afgan ve Somalili göçmenler oluşturuyor. Yunanistan’a ulaşanların büyük bir kısmı buradan Sırbistan’a ve Macaristan’a, oradan da Almanya başta Batı Avrupa ülkelerine göç ediyorlar.

3- Kuzey Afrika’dan İspanya’ya: Bu güzergâhı kullananların büyük çoğunluğu; Fas sınırında İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı olan Ceuta ve Melilla’dan yola çıkıp Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İspanya’ya ulaşıyorlar.

Dünya şöyle bir meseleyle karşı karşıya; Cenevre Anlaşması’na göre göç eden bir mülteci en az 6 ay süreyle beslenmek, barındırılmak zorunda ve bu 6 ayın sonunda geldiği ülkedeki yaşam koşulları elverişli değilse asla geri gönderme şansınız yok. Yani açlık dolayısıyla bir insan göç etmiş, mülteci olmuşsa kesinlikle sınır dışı edemiyorsunuz. Cenevre Protokolü bunu söylüyor. Bu, AB ülkeleri için de geçerli tabi sadece bizim için geçerli değil. Örneğin Libya’dan İtalya’ya bir mülteci gelmişse, onu sadece İtalya değil, tüm AB ülkeleri beslemek ve barındırmakla yükümlü. En azından barınma ve beslemek zorunda. Euro Asia’nın 2011 raporuna göre, önümüzdeki birkaç yıl içinde Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya 1 milyon insanın göç etmesi bekleniyordu.  Zaten bütün bunları yaşanacağı çok önceden bilindiği için adamlar AB içinde bir örgüt kuruyor. Örgütün adı: Frontex. Frontex AB’nin dış sınırlarını korumak için 2005 yılında kurulmuş bir örgüt. 2005 yılında bu örgüt kurulduğunda, Strasbourg’ta yapılan toplantıda Frontex polisleri, “Biz göçmen kayıklarıyla karşı karşıya gelirsek ne yapalım” diye sorduğunda İngiltere “Batıralım” yanıtını verdiği söyleniyor. Medeni diye övünen sömürücü yavşak AB,  mültecilere bu gözle bakıyor. Fransa’daki o patlamalar silahlı saldırılar boşuna yapılmadı. Bu saatten sonra İngiltere’ye, Fransa’ya, İtalya’ya, Belçika’ya, Almanya’ya kim alacak gariban göçmenleri? Devletler zoraki alsa bile görecekleri muameleleri kestirebilecek hayal gücüne Yılkı alan herkes sahiptir zaten söylemeye gerek bile yok.
Tabi şöyle bir şey de var; bugün Afrika’da küresel ısınmaya bağlı açlık olmasının sebebi, son 200 yıldır kuzey yarıkürenin yani Amerika’nın ve Avrupa’nın endüstrileşmesidir. Yani bugün göçmen kayıklarını batıralım kararını alanlar o insanların zaten göçmesine neden olmuş ülkelerdir. Eğer endüstrileşme sonucu ‘’küresel ısınma’’nın etkisi bu kadar olmasaydı Afrikalılar da kendi topraklarını terk etmek zorunda kalmayacaktı. Sanayileşmeyle birlikte 19. yüzyılda ağırlıklı olarak kömür kullanıldı. Daha sonra da yine bir fosil yakıt olan petrolün kullanılmasıyla atmosfere salınan karbondioksit miktarı ciddi şekilde arttı. Bu konunun uzmanları ‘’küresel ısınma’’nın başlıca nedeni olarak karbondioksit salınımının olduğunu söylüyorlar.
Geçen sene toplam 22 bin "düzensiz göçmen kurtarılırken" bu sayı bu yılın daha ilk 7 ayında 27 bine ulaşmış. Havaların daha da ısındığı ve seyahatin kolaylaştığı Temmuz ayında bu sayı 10 bin olduğu söyleniyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerine göre savaş, çatışma, işkence ve kötü muamele nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan insan sayısı 2014 yılı sonu itibarıyla tüm dünyada 59 milyonu aştı. Avrupa Birliği’nin (AB) sınır kontrolünü yapan örgüt Frontex’e göre de 2015 yılının ilk altı ayında Avrupa’ya giriş yapan göçmen sayısı geçen yıla kıyasla yüzde 149 oranında artarak 153 bine ulaşmış durumda. O duvarları boşuna örmediler. O bambalar boşuna patlamadı Fransa’da. İngiltere de bile patlar o bombalar. Bir de Rusya’da patlarsa…

Yılkı Dergisinin 6. sayısında yayınlanmıştır.*